Ölüler için değil diriler için yasin

Ölüler için değil diriler için yasin

ÖLÜLER İÇİN DEĞİL DİRİLER İÇİN YASİN

GİRİŞ

 

Allah’u Teala insanın hem dünya da  hem de ahirette mutlu olması için neleri yapması gerektiğini neleri yapmaması gerektiğini bildirmek için peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Son peygamber Muhammed(@) ‘i ve Son Kitap Kur’an-ı Kerimi bize göndermiştir. O insanlığı kendisine itaat etmesi/kulluk etmesi için yeryüzüne göndermiştir. Ona doğru bir şekilde itaat/kulluk etmemiz içinde islam dinini bize göndermiştir. İslam insanlığın son kurtuluşudur. Çünkü alemlerin sahibinden başka bir din/yaşam biçimi bir daha gelmeyecektir. İslam, Allah’ın dünya ve ahirette mutlu olmak için nelerin yapılmasını ve nelerin yapılmaması gerektiği ile ilgili hükümleri içinde barındırmaktadır. Buna yani islamı tabi olan hem dünya da  hem de ahirette mutlu bir hayat yaşar. Kur’an da bu hükümlerin anayasa kitabıdır. Bu anayasa kitabında yeryüzündeki insan muhatap alınmakta ve ona geçmişdeki asi olan insan tipi, itaatkar insan tipi, iki yüzlü insan tipi, inkarcı insan tipi ve onların davranışları anlatılarak ayetlerin muhatabı olan sen de, bir insan olarak onlardan biri olacaksın ve o zaman sakın gadab edilen veya dalalette olanlardan olma, gelen çağrıya kulak verenlerden ol. Kur’anın muhatabı insan olduğundan ve insan da değişmediğinden Kur’anın hükümleri de değişmezdir. Bizler Kur’anın ön gördüğü yaşam biçimi olan islamı seçer ve yaşarsak kurtuluşa ereriz.

İnsanlığın kurtuluşa ihtiyacımı var diyebilirsiniz. Bunu en iyi şekilde değerlendirmek için insanlığa şöyle bir göz atalım. Yeryüzündeki insanları gruplara ayırırsak halkı Müslüman olan toplumlar, parasız toplumlar, paralı toplumlar diye genel bir gruplama yapalım.

Önce halkı Müslüman olan ülkelerdeki insanlara bakalım. Osmanlının yıkılmasında sonra yıllarca sömürge olarak yaşamış çoğu ulusalcılık akımıyla kendi ülkesini ve toprağını düşünür hale gelmiş. Bağımsızlık kazananlara kukla iktidarlar getirilmiş ve onlar insanlarını sömürmeye devam etmişlerdir. Kimilerine ise demokrasi ve laiklik ideolojileriyle çağdaşlaştırma adı altında kendi yaşamlarını kendiniz belirleyin denmiş ve bunu belirleyenler hep kendilerini ve çevrelerini beslemişlerdir. 2010 yılındayız halkı Müslüman olan ülkelerde kan ve gözyaşı hakim (ırak, Afganistan, çeçenistan, Özbekistan, filistin v.s.) insanlar mutlu değil. Şimdi ise BOP adı altında halkı müslüman olan ülkeler demokratikleştirilmeye çalışılmaktadır.

Parasız toplumlar IMF ve BM kölesi yapılmış diktatör ve zorba yönetimler tarafında ezilmektedirler. Bir kısım elit tabaka iyi yaşarken diğer insanlar sefalet içindedir. Açlıktan insanlar ölmekte ve bu durum normal olarak karşılanmaktadır.

Parası olan toplumlardaki insanlar ise inancı bir kenara atarak mutluluğu başka şeylerde aramış ve uyuşturucu, içki, kumar, cinsellik v.b kendilerini esir almıştır. Tüketici insan tipiyle en büyük hastalığa yakalanmışlardır. Ama onlar da mutlu değiller çünkü mutluluğu kötü şeyler de aramaktadırlar. Her şeyleri olan insanların mutluluğu ve huzuru elde edemediğini hepimiz görmekte ve bilmekteyiz. Önce kadın da sonra içki de daha sonra uyuşturucu da daha sonra ise sapık ilişkilerde arayanlar aradıklarını bulamamıştır.

İşte bu yüzden insanlığın kurtuluşa ihtiyacı vardır. İnsanlığı mutlu edecek reçete onların fıtratında gizlidir. İnsanın fıtratına dönmesi insanlığı kurtaracak olan yegane çözüm yoludur. Ne demek istiyorsun ya da nasıl olacak dediğinizi duyar gibiyim. Bakın yeryüzünde bir kargaşa ve kaos hakim değil mi? İnsanlar mutlu mu ? Hayır tabiî ki. O zaman bunun bir nedeni olduğunu düşünmeli ve bu nedeni ortaya koymalıyız önce.

Öncelikle yeryüzünde bir yaratıcının varlığına inanan insanlara şunları sorarak başlayalım.

1-Yaratıcı yağmuru yağdırır mı?

2-Güneşin doğması ve batması Onun elinde mi?

3-İhtiyacımız olan tüm nimetleri bize veren O mu?

4-İnsanların neler yaptıklarını ve neler yapacaklarını bilir mi?

5-Evrendeki kanunları(Doğa kanunları,Fizik kanunları v.s.) koyan O mu?

6-Yaratıcı insanlara yaptıklarının karşılığında ödül veya ceza verecek mi?

v.s.birçok soru sorulabilir. Bir yaratıcının varlığına inanan her Müslüman ve gayri Müslimin cevabı tabiî ki evet olacaktır.

Kainatı yaratan ve kainatın devamını  sürdürmesi için kanunlar koyan Allah(ilah) yağmurun nasıl yağmasını kar tanelerinin birbirine değmeden inmesini bir nizama(yasalara) bağlamıştır. O zaman Allah’ın bu yasaları bozulursa sizce ne olur. Yağmur yağmazsa dünya 1 yıl dayanmadan yok olur gider. Kar taneleri birbirine bitişik yağsa yere indiğinde herkesi öldürür. Yani kainatı kargaşa ve kaos kaplar. Eğer bu konularda yaratıcı değil de yaratılan varlıklar söz sahibi olsaydı güneş ben 1 yıl doğmayacağım deseydi neler olurdu, bitkiler biz artık ürün vermiyoruz deseydi. Hayvanlar artık bizden faydalanamazsınız deseydi. Yeryüzünü kargaşa ve kaos kaplardı. Yani yaratıcının yarattığı varlıklar için koyduğu kanunlara müdahale her zaman kargaşa ve kaos doğurur. İnsanlığı tehlikelerden korumak için Atmosferi yedi tabakadan yaratan Allahın yarattığı bu tabakalardan(ozon) birinin delinmesi bile insanlığı kuraklık ve açlığın korkusuna düşürmüştür. Daha çok kazanmak için bu delen kim?  İnsan.

İşte kainatı yaratan ve yarattığı kainat için kanunlar koyan Allah yarattığı kainatın bir parçası olan insan içinde kanunlar koymuştur. Yaratılan bir varlık olarak diğer tüm canlı varlıklarla aynı özellikler sahip. Doğması, büyümesi ve ölümü. Yemesi,içmesi ve cinsel arzuları. Bu konular da bizim müdahale şansımız var mı? Doğmak istemiyorum, ölmek istemiyorum, arap değil Çinli doğmak istiyorum, annem ve babam zengin olsun, tuvalete gitmek istemiyorum, ben hep çocuk kalmak istiyorum gibi. Tabi ki  hayır. Bu güç ve iktidar kimim elinde? Yaratıcının. O zaman kurtuluş yaratıcının insanlığın kurtuluşu için gönderdiği islama ve onun ortaya koyduğu yaşam biçimine dönmektir.

Kur’an daki hükümlerin hepsi yaşayan insanlar içindir. Kur’an daki insan tipleri ve davranışlarına ancak yaşayan insan muhatap olabilir. “Şeytana itaat etmeyin.” hükmü yaşayan insan içindir. Bu hükme yaşarken nasıl davranmışsa onun karşılığı artık karşısına çıkmıştır. Zina, kumar, faiz, içki ile ilgili hükümler yaşayan insan içindir. Ölmüş olan bir insan bu işlerin hiçbirini zaten yapamaz. Bu hükümlere yaşarken nasıl davranmışsa onun karşılığı artık karşısına çıkmıştır. Demek ki bu net açıktır ki Kur’an yaşayan insanlar içindir. Ölen insanlar, Kur’an da anlatılan insan tiplerinin başlarına gelecek akıbetle karşılaşmışlardır. Kur’ana göre yaşayanlar mutlu, yaşamayanlar ise korku içinde hesap gününü beklemektedirler. Kur’an yaşayan insana öldükten sonra başına gelecek olayları da anlatarak ibret almasını ve Kur’ana dönmesi istenmektedir. “Ölümden sonra artık dönüş yoktur. “ “Keşke resulleri dinleseydik diyenlerden olmayın eğer olursanız onların sonu ateştir.” diyerek yaşayan insanın düşünmesini ve o insanların davranışlarına düşmemesini bildirmektedir. Yasin suresi 70. ayette “Diriyi uyarmak, nankörlere de azap hak olmak için.” buyruğu bu işe son noktayı koymaktadır.

Peki ölülere Kur’an okunması ile ilgili mezheplerin görüşü ise İmam Şafii, Kuran okumanın sevabının ölüye ulaşamayacağına dair şu ayeti ve hadisi delil getirmiştir:

“İnsana ancak çalışmasının karşılığı vardır” (Necm 39) “Ademoğlu öldüğünde üç şey dışında ameli kesilir…” (Müslim, no:1231)

İmam Nevevi, bu hadisin açıklamasında: “Kuran okumaya, sevabını ölüye hasretmeye ve ölü niyetine namaz kılma gibi şeylere gelince, İmam Şafii ve cumhur, bunların ölüye ulaşmayacağı görüşündedirler” demiştir

İzzeddin b Abdisselam: “Kuran okumanın sevabı sadece okuyana mahsustur Başkasına ulaşmaz… Şaşılacak işlerdendir ki, bazı insanlar bunun ulaşacağını rüyalarla ispat etmeye çalışıyorlar Halbuki rüyalar delil değildir” demiştir

Ebu Hanife, Malik ve benzeri selefin cumhurunun benimsediği görüş kabirlerin yanında ve ölülerin ardından Kur’ân’ın okunmasının mekruh olduğu şeklindedir Aynı zamanda bu İmam Ahmed’in de görüşüdür

İnsan öldüğün de amel defteri kapanır ama şu durumlar hariç; Resulu Ekrem(@) şöyle buyuruyor; “İnsan öldügü zaman ameli kesilir; yalnız şu üç şey hariç: Biri; sadaka-i câriye (yani uzun süre ayakta kalan bir hayır eseri), diğeri; kendisinden faydalanılan ilim(ilmi eserler), üçüncüsü ise; kendisine hayır duâ eden iyi evlat.” (Müslim, Vasiye, 4) Demek ki bunlar haricindeki şeyler ölülerin artı hanesine yazılmamaktadır.

Ben de bu kitabı özellikle toplumuzda ölüler için okuna yasin suresinin ölüler için değil yaşayanlar için olduğunu ayetleri inceleyerek ortaya koymaya çalıştım. Akademik kavramlardan ve kafa karıştırıcı tefsir açıklamalarından uzak herkesin anlayacağı bir dille ve örnekler vererek yazdım. Bazı konuları da kitabın sonuna alarak bütünlüğü bozmak istemedim. Vaazları ve yazdıklarımı biraraya getirerek yazdığım bu kitab İnşaAllah insanlar  için faydalı olur ve Kur’anın/İslamın insanlık için kurtuluş olduğu birkez daha anlaşılır.

 

20/11/2010

YÜKSEL YILMAZ
ESENLER

KİTAP İNDİR

Darul Erkam Dersleri
Facebook Twitter RSS Beslemesi

© Tüm Hakları Saklı değildir. - Nebeviyol
Yazılar istenilen heryerde kullanılabilir.